Hz. Mûsâ ile Hızır aleyhisselâmın yolculuğu...

Kehf suresindeki meşhur kıssayı anlatmayacağız. Zira kaynaklarda ayrıntılı pek çok bilgi, güzel yorum ve hikmetler bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim’in yaklaşık üçte birini tutan kıssalar, bir hikâye zevki sunmaktan ziyade her çağa ışık tutarak zihinleri, ruhları, şahıs ve toplumları dinamik bir öğüt, ibret ve hikmetle en iyiye sevk etme gayesine yöneliktir.

Kur`an`da  geçen Hazret-i Musa (as) ile Hazret-i Hızır`ın (as) birlikte yaptıkları yolculukta başlarından geçeni ayet ayet buraya alalım ve bakalım başlarından ne geçmiş ve sonunda bizlere ne ders veriliyor görelim.

Hazret-i Musa (as) Hızır`ı (as) gördüğünde selam verdi. Ve, `Cenab-ı Hakk`ın sana öğrettiği ilimden istifade etmem için seninle gelebilir miyim?` dedi. Hazret-i Hızır (as): `Benim yaptıklarıma sabretmeye senin gücün yetmez ya Musa! Bende, Allah`ın kendi ilminden bana verdiği öyle bir ilim var ki, sen onu bilemezsin.

Sende de, Allah`ın sana verdiği öyle bir ilim var ki, ben de onu bilemem.` dedi ise de, Hazret-i Musa (as): `Beni inşallah sabırlı bulursun. Sana hiçbir işinde karışmayacağım.` diye cevap verdi.
Hızır (as) bu defa: `O halde bana uyacaksan, ben sana anlatmadıkça her hangi bir şey hakkında bana soru sormayacaksın` dedi ve ikisi birlikte yürüdüler. Bir gemiye bindiler. Bir serçe kuşu geminin güvertesine kondu ve denizden bir iki yudum su aldı.

Hızır (as): `Ya Musa! Benim ilmimle senin ilmin; Allah`ın alemleri kuşatan sonsuz ilmini bu serçenin denizden aldığı bir yudum su kadar eksiltmez` dedi.

Sonra Hızır (as) geminin tahtalarından bir ikisini söküp attı. Hz. Musa (as): `Adamcağızlar bizi gemilerine aldılar. Sen gemilerini batırmak mı istiyorsun?` dedi. Hz. Hızır (as): `Sen bana sabredemezsin, demedim mi?` dedi.

Hazret-i Musa (as) özür diledi.  Yürüdüler. Sokakta bir erkek çocuk gördüler. Hızır (as) çocuğu öldürdü. Musa (as) tekrar şaşırmıştı: `Aman, ne yaptın? Günahsız bir canı telef ettin!` dedi. Hızır (as): `Ben sana yaptığım işlere dayanamazsın demedim mi?` dedi.

Musa (as): `Bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaş olma.` dedi ve yine yola koyuldular. Bir kasabaya vardılar. Kasaba halkından yiyecek istediler. Kasaba halkı bunlara yiyecek vermedi.

Sonra şehrin içinde yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler. Hızır (as) bir işaretle duvarı onardı. Musa (as): `Keşke ücret alsaydın. İhtiyacımız vardı.` dedi. Hızır (as): `Artık seninle ayrılmalıyız` dedi. `

Dayanamadığın işlerin yorumunu sana anlatayım:

Gemi, denizde çalışan birkaç yoksula aitti. Onu kırarak kusurlu kılmak istedim. Çünkü peşlerinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı.

Çocuk ise, inanmış bir anne ve babanın evladı olmasına rağmen, çok asiydi. Anne ve babasını da azdırmasından ve inkara sürüklemesinden korktuk.

Duvara gelince, şehirde iki yetim erkek çocuğa aitti. Duvarın altında onların hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimseydi. Rabbin onların ergenlik çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini başkalarının müdahalesi olmadan çıkarmalarını istedi.

Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın işlerin iç yüzü budur.

---------------------------------------------------

İşte O Ayetler

Kur’an-ı Kerim’de o ayetlerin manası şu şekildedir:

60. Hani Mûsâ beraberindeki gence şöyle demişti: “İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağım, ya da uzun zaman gideceğim.”

61. Onlar iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık denizde yolunu tutup kayıp gitti.

62. Oradan uzaklaştıklarında Mûsâ beraberindeki gence “Öğle yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorgun düştük” dedi.

63. Genç, “Gördün mü! Kayaya sığındığımız sırada balığı unutmuşum. –Doğrusu onu sana söylememi bana ancak şeytan unutturdu- Balık şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti” dedi.

64. Mûsâ: “İşte aradığımız bu idi” dedi. Bunun üzerine tekrar izlerini takip ederek gerisin geri döndüler.

65. Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

66. Mûsâ ona, “Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi.

67. Adam şöyle dedi: “Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin.”

68. “İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?”

69. Mûsâ, “İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim” dedi.

70. O da şöyle dedi: “O halde eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın.”

71. Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde (adam) gemiyi deldi. Mûsâ, “Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın.” dedi.

72. Adam, “Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?” dedi.

73. Mûsâ, “Unuttuğum için bana çıkışma ve bu işimde bana güçlük çıkarma!” dedi.

74. Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında adam (hemen) onu öldürdü. Mûsâ, “Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!” dedi.

75. Adam, “Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?” dedi.

76. Mûsâ, “Eğer bundan sonra sana bir şey hakkında soru sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme. Doğrusu, tarafımdan (dilenecek son) özre ulaştın (bu son özür dileyişim)” dedi.

77. Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Mûsâ, “İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın” dedi.

78. Adam, “İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir” dedi. “Şimdi sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatacağım.”

79. “O gemi, denizde çalışan bir takım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı.”

80. “Çocuğa gelince, anası babası mü’min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk.”

81. “Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik.”

82. “Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.”

5haber.com  | Ankara

 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.

BU HAFTA OKUNANLAR

BU HAFTA YORUMLANANLAR

ANKET

Türkiye′de salgını önlemek için alınan ek tedbirler yeterli mi?
İmsak00:00
Güneş00:00
Öğle00:00
İkindi00:00
Akşam00:00
Yatsı00:00

GÜNLÜK BURÇLAR

KoçBoğaİkizlerYengeçAslanBaşakTeraziAkrepYayOğlakKovaBalık

SÜPER LİG

TakımOGMBAP

TARİHTE BUGÜN

2018

YSK BAŞKANI CUMHURBAŞKANI SEÇİMİNDE BAŞKAN ERDOĞAN'IN OYLARIN SALT ÇOĞUNLUĞUNU ALDIĞINI SÖYLEDİ

2017

PAKİSTAN'DA PETROL TANKERİ DEVRİLDİ: 212 KİŞİ ÖLDÜ

2016

ABD ÖNCÜLÜĞÜNDEKİ KOALİSYON DEYRİZOR'DA CAMİ VURDU:17 ÖLÜ

2014

AYM BAŞÖRTÜSÜYLE DURUŞMAYA ALINMAYAN AVUKATI HAKLI BULDU

2012

İSPANYOL HÜKÜMETİ KREDİ YARDIMI İSTEDİĞİ AVRO GRUBU'NA RESMİ BAŞVURU YAPTI

2009

ABD'Lİ ŞARKICI MİCHEAL JACKSON BUGÜN ÖLDÜ

2005

TÜRK MÜZİSYEN KAZIM KOYUNCU BUGÜN ÖLDÜ

1998

MİCROSOFT WİNDOWS 98'İ PİYASAYA SÜRDÜ

1993

TÜRKİYENİN İLK KADIN BAŞBAKANI TANSU ÇİLLER OLDU

1985

ESKİŞEHİR UÇAK FABRİKASI'NIN TEMELİ KENAN EVREN TARAFINDAN ATILDI

1971

İLK TÜRK MUHRİBİ TÖRENLE DENİZE İNDİRİLDİ

1963

ANAYASA MAHKEMESİ İLK DURUŞMAYLA GÖREVİNE BAŞLADI

1950

KORE SAVAŞI BAŞLADI

1923

MUSTAFA KEMAL PAŞA İZMİR'DEN MİLLETVEKİLİ SEÇİLDİ

1903

MARİE CURİE SUNDUĞU TEZDE RADYUMUN KEŞFİNİ AÇIKLADI

1801

KAHİREDE'Kİ FRANSIZ İŞGAL ORDULARI TÜRK ORDUSUNA TESLİM OLDU

ZİYARETÇİ DEFTERİ

Düşüncelerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz?Ziyaretçi Defteri